… ve o bana bakıyordu.
Elimde sönmek üzere olan sigaramın dumanından yaşaran gözlerimi araladığımda fark ettim ne kadar iğrenç bir odam olduğunu. Geceleri her döndüğümde gıcırdayan yatağın yayları vidalarla sevişiyor olmalı. Devrik içki şişeleri arasında küçük yürüyüş sadece 5 adım. Kıç kadar 5 adımlık bir oda, 5 adımlık bir dünya. Yanımda yarı çıplak bir kadın. Gezegenleri oturma organını oluşturan iki yanaktan ibaret sanıyor olduğuna cebimde ki son esrar paramın üstüne yemin ederim ama olsun, bir geceliğine de olsa dünyanın en güzel kalçalı kadını olduğunu sanacak kadar umudu yaşatabiliyor olması güzel bir olay belki de… Telefon rehberim isim dolu ama arayan yok. Zaten çalmıyor 1 yıldır. Geçen yıl bu zamanlardı, onsuz ilk sabah sustu ve çalmadı bir daha. O sabah duvara attığımdan küsmüşte olabilir.
En büyük öğretmenimsin hayat, bana umursamamayı öğrettin. Yinede aklıma birkaç soru işaretinin kancası takılıyor. Gece seviştiğim O’ysa, yanımda ki kim? Eğer yanımda sızıp kalan bu ayyaş kadınla yattıysam O nerede?
Tüm bunları düşünürken uyandı: Günaydın Sevgilim dedi. Başını göğsüme, Beşiktaş dövmesinin üzerine koymuş geçirdiğimiz geceyi anlatıyordu. Sabah sigaramın dumanını ciğerlerime ve bronşlarıma yapıştırıp hırıltılı şekilde atmosfere zehir kazandırıyor ve tüm bunların Meduz’un bana oynadığı son oyun olduğunu düşünüyordum.
Her şeyi yapabilirdi ama öptüğün o dudakların tadını taklit edebildiğini hatırlamıyorum. O sesi, teninin o tariften uzak dokusunu, her içime çekişimde başımı döndüren saçlarının o kokusunu gerçekten taklit ediyor olabilir miydi?
Anlamanın tek yolu vardı.
Nasırlı ellerimi boğazına doladığımda karşımda damarları patlamak üzere olan bir çift göz görmem yetecekti. İlk başlarda ki korkulu kadın sesi yerini tanıdığım bir sese bırakmıştı. İlk başlarda yalvaran o kadın kaybolmuştu bile. ‘… ben senim, beni öldüremezsin. Hala anlayamadın mı?…’ dedi. Haklıydı. Parmaklarımın ucunda ki şah damarı belki ona aitti ama içinde ki kanın bana ait olduğu da ortadaydı. Böyle bir ikilemle daha fazla yaşayamazdım. Söylediğim her yalan, mahvettiğim her hayat, kirlettiğim her beden özgürlüğüne kavuşmalıydı. Tüm gücümle sıkıyorum ama o sadece pis pis gülüyordu.
Evet gözlerim kararmaya başladı oksijensizlikten. Ha gayret diyip biraz daha yüklendiğimde soluğum tamamen kesilmiş, gözlerim açılmamak üzere kapanmıştı.
Artık hiçbir şeyin önemi yoktu. Kazarak geldiğim dünyada mecburen yaşamak gibi bir derdim kalmamıştı. Şeytanın kahkahalarını duyuyordum. Zebaniler bile büyük bir hevesle beni bekliyordu. Boynumdan zincirle cehennemin dibinde zebanileri içmeye götürüp huri tavlamaya gidebilirdim. Sırat köprüsünün inşaatında gönüllü çalışabilir, gişede OGS satıp cennetin en kral yerinden yer kapatıp altından villa yaptırabilirdim.
Vakum etkisi ile kendime geldiğimde gördüm ki yine odadaydım. Elimde ki kadehimden içkim üstüme akıyordu.
… ve yine o bana bakıyordu.
Saygılarımla
Tamamen amatör edebiyat gönüllülerinden meydana gelen "Depresif Kalem" sitemizdeki tüm yazılar, bu işin mutfağında emek veren arkadaşlar tarafından yazılmaktadır.
Tem 20, 2010 at 02:43:41
Yazdıklarını büyük bir keyifle takip ediyorum. Tbt’den buraya
Merak ettiğim tek şey; Meduz nedir?
Benim bildiğim denizanası oluyor, ona da zaten “meduz” değil “medüz” deniyor.
Tem 21, 2010 at 11:47:32
Meduz benim başımın belası