banner Tamamen amatör edebiyat gönüllülerinden meydana gelen "Depresif Kalem" sitemizdeki tüm yazılar, bu işin mutfağında emek veren arkadaşlar tarafından yazılmaktadır.

Hiç bir maddi kaygı taşımayan sitemizin tek beklentisi daha fazla kişiye kaleminden düşenleri ulaştırabilmektir..
>>
Oca
04

Afil-3

Yazar: HannibALgan-Admin | Kategori Karalamalar

Beni uyandırma zahmetine katlanmış olanın yönünü kaybederek camıma konmuş salak bir kuş olduğunu fark ettim. Dünya üzerinde yaşayabileceği daha güvensiz başka bir yer olamazdı. Bu sıska serçeden güzel bir kahvaltı düşünülemezdi beslediğim kedi için. Hayat bu, herkes birbirini yiyor. Av ve avlanmaya olan sebepsiz merakımdan ötürü günlerce karşısından kalkmadığım belgesel kanalları yüzünden ekoloji konferansı verebilirim ve anladığım tek gerçek var. Doğada en benzediğimiz canlı timsahlar. Çünkü bu iki canlı türü de ancak birbirini yedikten sonra ağlıyorlar. Garip! Normalde olsa, kurtarmak adına boynunu bedeninden ayıracağım kuşu eve almak geldi içimden. Demek ki insanlık adına hala varlık gösteren bazı duygulara sahibim diye düşünür oldum. Oysa kuşla ilgilenmemi sağlayan şey vicdanım değil, kedimin çevikliğine olan merakımdı… Aslan, aslan olmak için sertifika almaz. Doğasında vardır öldürmek. Doymak ve daha sağlıklı nesiller için saldırır gecelik pijamaları ile ortada dolaşan eşeklere, yani zebralara. Çocukluğumda kendimi takım elbiselerle hayal ederdim. Önümde masa, kalemlik, daktilo, bir sürü evrak, koşuşturan ve kur yapan sekreter vs. Ben aslan olmayı hayal ederken evimde kanatlarını kırdığım kuşu bile avlamaktan aciz olan ve adını Arapçadan alan kedimden farksız olduğumu düşündüm. Seçim yapıyoruz. Ya zebrayız ya aslan. Ortası yok. İmkânımız olsa düşmanlarımızın etini kemiklerinden bile ayırırız, hadi itiraf edelim. Gökdelenlerin bulutlara yukardan baktığına aldanma. İnsanlık magma tabakasında. Öğrencilik yıllarımın geçtiği Gaziantep’i ve orada tanıdığım birini hatırlıyorum. Biyoloji okumaktan sıkılıp kendini alkole ve uyuşturucuya vermiş sıra dışı bir keşti. Tribün, yurt ve tekel bayisi arasında mekik dokurdu. Birlikte kavga ederdik. Aldığımız darbelerde pansuman selfservice’ti. Doğa anaya küfürler ederdik. Eğer gerçekten öyle bir kadın var olsaydı vajinasına tüm galaksiyi sokardık. Sistemleri sevmedim hiç. Buna doğal hayatta dâhil. Belki de sırf bu yüzden hiçbir hayvanat bahçesinin yerini öğrenemedim. Aslında gerekte yok. Herkes içinde ki zinciri bıraksın yeter. Kravatlı görüntülerimizin altında nasıl bir hayvan olduğunu tanrı bile bilmiyor. Eğer biliyor olsaydı; bu kadar tehlikeli bir yaratığa insan maskesi takmazdı.

Basit bir kuşun düşündürdüklerini hayal edince çok düşündüğümü anladım. Her şeyin bir sebebi var. Yaşamayı reddediyorsam, uyuyamıyorsam sebebi var. Olurda bir gün uyursam; kıyameti uyuyarak karşılarım. Reçeteme yazılan ilaçların prospektüslerini bir araya getirip odamı kâğıtla kapladığımdan beri, yemek borumdan yasal extasy drajesi geçmiyor. Bin yıllık yorgunluğum da bundan. Terapilere gittiğim sıklıkta psikoloji bölümünde ki dersleri takip etseydim şuan psikolog olmuştum ama şizofreni tanısı konmuş bir psikologdan daha saçma ne olabilirdi ki? Kendimi düşünmekten alamıyorum. Düşünme ve yapma yetimizin haricinde fotosentez yapan kızılçamdan ayrılan tek özelliğimiz rengimiz. Gerisi laf kalabalığı. Yapacak bir işim yok ve hiç olmadı. Ben seyretmeyi sevdim, sokaklarda koşuşturan insanları, çığlık çığlığa birbirlerini takip eden arabaları, rüzgârın kopan yaprakları ve dalgaları savuruşunu. Medeniyet tasmalı bir adam gördüğümde çocukluk hayalimi hatırlayıp, sekreteri ile bürosunda ki sevişme ayinlerini düşündüm. Her şey kafamda hazırdı ve planım tutsaydı Forbes dergisine kapak olabilirdim. Hayal satacaktım insanlara. Sınır yok. Sınırın zihnin. Tek sorun vardı. O da paraya değer vermeyişim. Galiba hızlı yaşadım ama uyuyamadığım için geç öleceğim. Herkes bir şeyleri planlar. Ben ölümü planlıyorum. Tekrarlıyorum içimden; çok güzel öleceğim. Azrail denilen ucubeye gerek kalmayacak.

Boş bir noktaya anlamsız bakışlarımı dökerken Afil kuşu yakalamayı başarmış ve midesine göndermiş olacak ki patilerini yalıyordu. Kimileri kara kedilerin uğursuzluğuna inanır. Ben bir tanesine sahibim ve etrafımda kendimden başka bir uğursuzluk göremiyorum…

Sokaklar her hayatta var ve hayat da her sokakta. Dışarıda ki kara meydan okuyamam. Kalın giyinmeliyim. Keşke soğuktan korunabildiğim gibi zehirli düşüncelerimden de korunabilseydim. İçim -60 derece. Bedenimde cereyan yapıyor düşünce rüzgârı ve pamuk tıkanana kadar da üşümeye devam edeceğimi biliyorum. Son hazırlıklarımı yapıp kendimi sokakların koynuna atabilirim.

Ve artık sokaklardayım, bir Bob Marley klasiği ile. No woman, no cry!



Yorum Yaz